Son Haberler
Ana Sayfa / Röportaj / “Yem formülünü istenilen şekilde oluşturabiliyoruz”

“Yem formülünü istenilen şekilde oluşturabiliyoruz”

“Firma olarak Türkiye’nin ilk organik yem üretim tesisi ruhsatına sahibiz. Üretici olmamız sebebiyle de her tür formül ve hammadde ile çalışma imkânımız var. Bu, hayvan sahiplerinin bulunduğu bölgelerdeki hammadde yoğunluğu veya hammadde kaynaklarının pahalı veya ucuz olmasına bağlı olarak ürün içerik formülünü istenilen şekilde oluşturabilmemizi sağlıyor.”

reza-e-beiglou

Dr. Reza E. BEIGLOU – DSA Tarım Ürünleri A.Ş. – Dış Ticaret Direktörü

Bundan 12 yıl önce kurulan DSA Tarım Ürünleri A. Ş., yem sektöründe Türkiye’nin dikkat çeken firmaları arasında yer alıyor. Firma yetkilileri, sektöre getirdikleri yeniliklerden birini yemlerde kullanılan farklı katkı maddelerini ayrı ayrı vermek yerine, tamamını ideal bir formülasyon ve homojen bir karışımla tek bir ürün olarak sunmak olarak belirtiyor. DSA Dış Ticaret Direktörü Dr. Reza E. Beiglou ile firmaları DSA’yı, yem sektörünü, ülkenin ve dünyanın bu bağlamdaki durumunu konuştuk. DSA’nın ülkemizin ilk ve tek kompleks premiks entegre firması olduğunu ve ilk organik yem üretim tesisi ruhsatına sahip olduğunu belirten Sn. Beiglou, kurucularının sektörün içinden gelen isimlerden oluşmasını firmanın başarısındaki asıl etken olarak gördüğünü belirtirken 2013 yılında Antalya’da düzenlenen bir organizasyonda sektör Ar-Ge ve inovasyon ödülünü almaya layık görüldüklerini söylüyor. Ülkelerin dışa bağımlılıktan kurtulmaları için yem sektörünün önemli olduğunun altını çizen dış ticaret yetkilisi Beiglou, bu bağlamda sektörün desteklendiğini belirtirken bu desteğin kapsamının ise genişletilmesini istiyor.

Sorularımıza DSA Dış Ticaret Direktörü Dr. Reza E. Beiglou’nun verdiği cevaplar şöyle:

İnternet sitenizde firmanızın uzun çalışmalar sonucu ve tecrübeli bir ekip tarafından kurulduğunu belirtiyorsunuz. Bize biraz DSA Tarım Ürünleri A.Ş.’nin kuruluş hikâyesinden bahseder misiniz?
DSA, 2006 yılında yem katkıları ve yem konsantreleri üretimi üzerine kuruldu. Kurulduğu günden bu yana da Türkiye’nin ilk ve tek kompleks premiks entegre firması olarak ismini hafızalara kazıdı. Şimdi de faaliyetine devam ediyor. Firmanın kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı olan Şahin Bey’in (Akdenizli) sektörün içinden gelen bir ziraat mühendisi olması ve uzun yıllar yem sektöründe bizzat bulunmasının başarıya doğru alınan yolda epey etkili olduğunu düşünüyorum. Ayrıca girişken kişiliği ve sektörde kazandığı tecrübe de firmanın kısa sürede başarılı olmasını sağladı. Dönemin ihtiyaçlarına göre yumurta tavukçuluğunun daha çok yapıldığı Türkiye’de, adından ve ürünlerinin başarısından söz ettirmesi çok da zor olmadı açıkçası. Daha sonra tüm kanatlı türleri başta olmak üzere, ruminant türleri hatta deney hayvanlarını da içine alarak firmanın ürün portföyü genişletildi. Bu sayede de daha büyük kitlelere ulaşmak mümkün oldu. Aynı zamanda, ilk günden itibaren yurt dışına açılma hedefiyle attığı adımlarına hız kazandıran firmamız, iç piyasadan ziyade hafızalarda ihracat tabanlı bir firma olarak yer aldı.

Sektörle yakından alakalı olan okuyucularımız ve bizler için ürettiğiniz ürünler ve tesislerinizle ilgili bilgi verir misiniz?
Tabi. Bilgisayar tabanlı, tamamen otomasyona dayalı yazılımlar ile tüm çiftlik hayvanlarını içine alacak geniş bir hacimde üretim yapıyoruz. Fakat yine de kısaca özetlemek gerekirse şöyle ifade edeyim isterseniz. Ürünlerimiz ana temasıyla iki başlık altında incelenebilir. Birincisi, hayvan ihtiyaçlarına binaen tamamen firmanın kendi formülasyonu ile 25 kilogramlık ambalajlarda üretilen klasik ürünler. İkinci olarak ise, müşterilerimizin istekleri ve kullanacağı hammaddeler göz önünde bulundurularak, hayvan ihtiyacı esas alınarak özel formüle edilmiş kompakt ürünlerden bahsedilebilir. Buradaki önemli husus, üretici olmamız sebebiyle her tür formül ve hammadde ile çalışma esnekliğine sahip olmamız. Bu, hayvan sahiplerinin bulunduğu bölgelerdeki hammadde yoğunluğu veya hammadde kaynaklarının pahalı veya ucuz olmasına bağlı olarak ürün içerik formülünü istenilen şekilde oluşturma kabiliyetine sahip olduğumuz anlamına geliyor.

Sizi yerli veya yabancı rakiplerinizden farklı kılan özellikleriniz nelerdir?
Az önce söylediklerime ek olarak, firma olarak Türkiye’nin ilk organik yem üretim tesisi ruhsatına sahibiz. Yine Türkiye’de özel sektörde TÜRKAK tarafından akredite edilmiş ilk yem analiz laboratuvarını da bünyemizde bulunduruyoruz. Ayrıca DSA çatısı altında Dr. Bakon grup şirketi denetiminde, müşterilerimize sunduğumuz ecza depomuz ve klinik hizmetlerine de değinmekte yarar var. Söylediklerimden de anlaşıldığı üzere, işimiz sadece ürünü üretip satmaktan ibaret değil. Malumunuz, bunu rakip dediğimiz veya kendini bize rakip gören herkes yapar. Biz ilk günden edindiğimiz “Müşterilerimizin çözüm ortağıyız” ilkesi ile hep fark yaratmaya çalıştık ve bu sayede rakiplerimizden hep farklı kulvarlarda faaliyet sergiledik diyebilirim.

Belki de bu yüzden profesyonellik bağlamında, işimizin araç-gereçleri neyi gerektiriyorsa en ince ayrıntısına kadar düşündük ve müşterilerimize hizmet babında hiçbir şeyi eksik bırakmadan, tam teferruatlı, büyük bir özen ve özveriyle yerine getirmeye çalıştık. Dönüp baktığımızda herkes bir yerde belirli müşteri kitlesine ulaşıp hatta onlar tarafından tercih edilmiştir. Fakat kim aynı başarıyı uzun soluklu sürdürmüş ve müşterisini her daim memnun ederek uzun vadeli çalışmış ya da en önemlisi müşteriye gereken güveni tesis etmiştir, işte bu tartışılır.

Endüstri 4.0, teknolojik gelişmelerin baş döndürücü hızla devam ederek sıçrama yaptığı bir süreç olarak öne çıkıyor. Firma olarak teknolojik gelişmeleri takip etmek için neler yapıyorsunuz?
Biz zaten her daim teknoloji ile iç içe olmak zorundayız. Bu bizim isteyip istemememiz ile ilgili bir durum değil. Şöyle ki, farkındalık yaratmak; izlemek, kıyaslamak ve hızlıca ona göre şekil almayı gerektirir. Buna çoğu zaman güncellenmek denir. Yeni oluşumlar, stratejiler, politikalar, yeni cihaz ve ekipmanlar… Hepsinin en güncel hali zorunludur. Düşünsenize dakikası dakikasına uymayan bir dünyada her şeyin hızla değişim gösterdiği bir atmosfer söz konusu ve siz farklı alışkanlık ve kültürlerden müşterilere, dünyanın farklı bölgelerinde hitap etmek ve uzanmak istiyorsunuz. Bunları gerçekleştirmek isterken teknolojik gelişmelerden nasıl uzak kalabilirsiniz ki? Hem ticaret hacmini artırmak daha büyüklere oynamak isteyeceksiniz, hem de mesleğinize hiçbir yatırım yapmadan kısıtlı kabuğunuza sıkışıp kalacak, var olan ile idare edeceksiniz. Bunlar yan yana mümkün mü? Elbette bu sorunun cevabı hayır. Tam bu noktada, her şey sizin esnekliğinize bağlı. Daha somut bir ifadeyle; hem beyninizin ve düşüncelerinizin güncel olması gerekiyor, hem de tesis ve olanaklarınızın. Bunun için de teknoloji çağında malumunuz internet, medya derken her şey elinizin altında. Bir düğme veya tuş kadar size yakın. Belki de bu işimizin en kolay yanıdır.

Yine teknolojiyi takip etme bağlamında Ar-Ge çalışmalarına bakışınızı ve firmanızın konuyla ilgili çalışmalarını bize anlatır mısınız?
Aslında buna bir miktar değindim. Ar-Ge zaten işimizin bir parçası ve esasta bilgilerimizin güncel tutulmasının ana unsuru, olmazsa olmazı. Güncel olmak günün ve müşterilerin ihtiyaçlarını belirlemek, hatta en başta kendi ülkemizin günümüz trendlerine göre ihtiyaçlarını bilmek ve dünya ile kıyasladığımızda işin neresinde olduğumuzu tespit etmek ve daha fazlası… Hepsinin cevabı Ar-Ge çalışmalarında gizli. Bir ihtiyaç ürününü geliştirmeliyiz, ama nasıl? Benzer çalışmalar nerede mevcut? Yerli ürün ikamesi ile yıllık bazda ülkeden çıkan döviz miktarını ne derece engelleyebiliriz? Bunun için gerekli müfredat nelerdir? Bütün bu sorular ve daha fazlasının cevabı için projeler hazırlamak ve hayata geçirmek Ar-Ge çalışmalarının ilk basamağı. Hepsi, kendinizi Ar-Ge çalışmalarının içinde bulmanız için bence yeterli sebeplerdir.

Bu arada şunu belirtmeden geçemeyeceğim. Biz, DSA olarak, 2013 yılında Antalya’da düzenlenen bir organizasyonda sektör Ar-Ge ve inovasyon ödülünü almaya layık görüldük. Daha önce de zaten bir çok çalışmamız olmuştu. Bunların kimisi üniversite-sanayiciler işbirliği kapsamında çalışılarak sonucu bilimsel dergilerde okuruyla buluşturulmuştu. Hâlihazırda hayvan beslemede, dünyada ana damar görevi olan bazı hammaddelerin yerli versiyonunun üretimine yönelik projelendirme ve çalışmalarımız var. Şu an için bu konudaki açıklamalarım bu kadar. Yakın gelecekte konuyla ilgili daha fazla detayı paylaşabileceğimi umut ediyorum. Bunun için bir süre daha beklemeliyiz.

Ürettiğiniz ürünlerle öncelikli olarak hangi ülkelere hitap ediyorsunuz? Ağırlığı yurt içine mi yoksa yurtdışına mı veriyorsunuz?
Biz günümüz itibariyle biraz ihracat tabanlı bir firma olduk desek yeridir. Ağırlık için iç ve dış pazar ayrımı gözetmiyoruz. Bizim için her yer hedef pazar. Yurtdışında tüm Ortadoğu ve Afrika kıtası ülkeleri başta olmak üzere, haritada gözün işlediği ve bizim için potansiyel olan her yer hedef pazarımız konumunda. Bunlar yıllık bazda, firmanın büyümesine yönelik belirlenen büyüme yüzde payı kapsamında şekillendiriliyor. Bugün Ortadoğu boyutunda, hemen hemen çoğu ülkeyle çalışmamız başlamış ve devam ediyor diyebilirim; buna Türki cumhuriyetler de dâhil. Diğerleri ve özellikle Afrika kıtasındaki hedef ülkelerden bazılarına ulaşmış olduğumuzun yanında, bazılarının da üzerinde halen çalışmalarımız devam etmektedir.

Oldukça geniş bir coğrafyadan bahsettiniz. Pekiyi, yurtdışında mevcut pazarlarınız dışında nerelere ulaşmayı hedefliyorsunuz?
Bugün kimileri açısından şaka gibi görülse de, her şakanın bir gerçeklilik payı olduğu varsayılırsa en başta Amerika Birleşik Devletleri’nin bizzat kendisine bu ürünü satmayı hedefliyoruz. Olur mu olur; dengelerin ne zaman değişeceği pek de belli olmaz. Listenin devamında, Avrupa ülkeleri, Avustralya, Yeni Zelanda gibi ülkeler olabilir.

Firmanız için ‘ihracat tabanlı’ ifadesini kullandınız ve dünya üzerinde her yerin sizin için hedef pazar olduğunu da ifade ediyorsunuz. Bu hedef pazarlara yönelik olarak yakın zamanda hayata geçirmeyi planladığınız bir yatırım var mı?
Var. Fakat henüz yönetim kurulunca son karar verilmedi. Konu üzerinde çalışılıyor. Bu nedenle de şu an için gizli kalmasını tercih ediyoruz. Yakın bir tarihte onu da ilk sizinle paylaşacağımıza söz veriyorum.

Teşekkür ederiz. Yanı başımızdaki Suriye öncelikli olmak üzere Ortadoğu genelindeki istikrarsız durum, sektörü ve firmanızı nasıl etkiliyor? Bu durumun sonuçlarıyla başa çıkabilmek için neler yapıyorsunuz?
Etkileniyor doğru, etkilenmiyor desek yalan olur. Lakin düşünüldüğü gibi değil ve nedeni de belli. Savaşta bile olsalar -ki biz bunu hayatta insanoğlunun başına gelebilecek en kötü ihtimal olarak düşünüyoruz- iki şey insanların hayatından çıkmıyor. Bunlardan biri silah, diğer de gıda. Alışıldığı şekliyle üç öğün olarak alınmasa da, gıda gereksinimi aynen devam ediyor. Demek istiyorum ki, bizim sektörümüz diğer sektörlerden farklı. Mesela bir süre başının üzerinde bir çatın olmayabilir, çadırda kalırsın. Giyecek bir ayakkabın olmayabilir, idare edersin. Fakat gıda öyle değil. Dolayısıyla bakınız en kötü şartlarda bile sözünü ettiğiniz bölgelerde, onca hengâmenin arasında bir yandan savaş devam ederken, diğer yandan da insanların beslenmesine hizmet edecek, hayvancılık ve hayvanların beslenmesi için bölgeye gerekli materyal akışına devam edildi ve halen de ediliyor. Bizzat bunu yaşadığımız için söylüyorum. O hayvanlar orada beslenecekti ki insanlar beslensin. Bir iki gün önü kesilip ara ara aksaklıklar yaşansa bile, yeniden bir şekilde önü açılıyordu ve gerekli olan ürünler bölgeye ulaştırılıyordu, bu hiç de şaşırılacak bir durum değil. Gayet normal ve olması gereken bir durumdur.

Her sektörün kendine has sorunları vardır. Ulusal ve uluslararası ölçekte yem sanayiinin durumunu nasıl buluyorsunuz? Türkiye’de ve dünyada sektörün karşılaştığı sorunlar neler? Bu sorunların üstesinden gelmek için neler yapıyorsunuz?
Yem sanayisi ülkemizde günümüz itibariyle maalesef ki olması gereken konumda değil. Bu noktada esasta hepimiz biraz sorumluyuz. Bir şeyler ya gözden kaçmış veya eksik haliyle devam edilmiş. Tarım ve hayvancılık bir ülkenin istikbalini belirleyen ana unsurlardandır. Bir ülkenin geleceğini ciddi düzeyde değiştirebilir. Dışa bağımlılığın azalmasında en önde gelen faktörlerden biri. En belirleyici olanıdır hatta. Özellikle bu konudaki kalkınmada devletimiz ve üreticiler arasındaki ilişkilerin daha da takviye edilmesinde yarar var. Mevcut problemlere kalıcı çözüm bulmak hepimizin misyonu olmalı. Tarım kredi ve tarım kooperatifleri destekleri; teşvik programlarının kapsamının genişletilmesi, yıllık bütçe tahsisi ve uluslararası platformda pazar payı elde edilmesi için gerekli araştırmalar ve girişimler için teşvik programları çok önemli role sahip. Neyse ki son zamanlarda Cumhurbaşkanımızın teşvikleri ve devletimizin kapsamlı ve yerinde müdahaleleriyle eskiye nazaran bu sorunların çoğu çözüme kavuşmuş ve üreticiye umut vaat etmiştir. Yakın gelecekte az önce söz ettiğim üretici desteklerinin daha da genişletilmesini umuyorum. Bu alanda tamamen bağımsız bir Türkiye’yi yaşamak hepimize nasip olur inşallah.

İyi dileklerinizi paylaşmamak mümkün değil. Sektörün mevcut durumunu konuştuk. Diğer yandan sektörün yarınını da anlamak açısından, size göre yem ürünleri alanında ülkemizi gelecekte neler bekliyor? Bu konudaki öngörülerinizi bizimle paylaşır mısınız?
Bu sorunun cevabı birkaç yönlü olarak tartışmaya açıktır. Çok genel bir soru. Fakat şöyle söyleyeyim; teknolojinin beraberinde getireceği hiçbir yenilik için -hele ki içinde bulunduğumuz çağda- öngörü tek başına yetmez. Teknoloji belirli kalıp içine sığmaz ki öngörüsü olsun. Çok esnek ve değişken olduğu için işleri kolaylaştırdığı kadar tehlikeli de kılabiliyor. Bunu hepimiz biliyoruz. Yem hammaddelerindeki genetik değişiklikleri ve ıslah çalışmaları ile iyileştirme adı altında ortaya çıkan ürünler, hepimizin sofrasında ve tüketilmektedir. Bu tüketimin beraberinde neler getireceğini, ileriye dönük kimse net olarak bilemez. Tahminlerini tutturabilse bile düşünemediği belki de olumsuz birçok yönleri olacağından, yine sürprizler yaşanabilir. Bu bağlamda en azından bütün öngörüler ve hazırlıklar meselenin görünmeyen kısmı ile değil, görünen kısmıyla şekillenmeli diye düşünüyorum. Hiç olmasa henüz müdahale şansı varken müdahale edilir. Bunlardan en önemlisi ve en bilineni, insanların sağlıklı ve doğru materyaller ile beslenmesi üzerine kurgulanmalı. Daha sağlıklı nesiller için bunun yapılması şart. Bir ülkenin kalkınması o ülkenin hâlihazırda ve gelecek kuşaklarının sağlık derecesiyle ilişkilidir. Hayvana yedirdiğimiz her şey sofralarımızın başında bizlerin midesine iniyor. Gelecekte ne olacağımızı ve nasıl bir hayat süreceğimizin şekillendiricisi. En basiti ifade ettiğim gibi, genetiği değiştirilmiş hammaddeler ve onlardan elde edilen mamuller, kimine göre sonuçları insanlar üzerinde bir olumsuzluğa yol açmazken, kimine göre henüz net bir şey söylemek için çok erken. Hayatımıza olumlu yönde yansıdığı sürece ıslah iyidir. O yüzden bence ne yapıyorsak yapalım, toplumca daha uyanık olmalı ve daha bir bağımsız ülke için ter dökmeliyiz. Bir tek o zaman kalıcı olunabilir.

Gerçekten de GDO konusu kapsamlı ve bilinmeyeni çok olan bir konu. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Öncelikle bu keyifli sohbet ve sorularınız için size teşekkür etmek isterim. Derginizin her daim başarılarının devamını diliyor; emeği geçen bütün herkese firmamız adına da ayrıca teşekkür ediyorum.

Bir önceki yazımız olan "‘Otomasyon sistemi kuran işletmeler rakiplerinin önüne geçiyor’" başlıklı makalemizde "pi otomasyon; tayfun aktugan; yem fabrikası; otomasyon; sanayi 4.0; abalıoğlu; keskinoğlu; matlı yem" hakkında bilgiler verilmektedir.

Kontrol edin

foto1

“İran olarak yem maddelerinin yüzde 80’inden fazlasını ithal etmek zorundayız”

“Karma yem üretmek için yem maddelerinin yüzde 80’inden fazlasını ithal etmek zorundayız. Diğer bir sorun …