Ana Sayfa / Röportaj / Yem Firmalarının Analizde Son Teknolojiyi Iskalama Lüksü Yok

Yem Firmalarının Analizde Son Teknolojiyi Iskalama Lüksü Yok

Eftal OK, Pars Analitik: “Hızlı ölçüm sistemleri bugün bazı müşterilerimize yeni bir teknoloji gibi gelebilir. Ancak, büyük firmaların çoğu ön ayak olarak bu teknolojiye geçti ve adapte oldu. Sektörde iş yapan herkes bugün olmazsa bile yarın üretim maliyetlerini düşürmek için bu sisteme geçecek.”

eftal-ok-parsanalitik

Röportaj: Cemalettin KANAŞ

Un ve yem değirmen makinelerinin sergilendiği İDMA 2019 bizler için yakından tanıdığımız firmaların temsilcileriyle yüz yüze görüşmek, uzaktan bildiklerimizle de tanışmak için bir fırsat oldu. Fuarda bir araya gelme ve sohbet etme fırsatı bulunduğumuz sektör temsilcilerinden biri de Sayın Eftal Ok oldu. Birçok sanayi dalının yanı sıra yem endüstrisi için de ölçüm sistemleri temin eden Pars Analitik’in Genel Direktörü Eftal Bey verdiği röportajda, İsviçreli Buchi NIR Online’ın proses ve laboratuvar çözümlerinde Türkiye distribütörü olduklarını söyledi. Büyük firmaların duruma çoktan adapte olduklarını söyleyen Ok, bunun ‘kaçınılmaz’ bir istikamet olduğunu öne sürüyor. Firma yetkilisi, ölçüm sistemlerinin maliyet ve kalite ile ilgili faydaları sayesinde kısa zamanda maliyetini çıkardığını belirtiyor: “Cihazın fiyatı nedir dediklerinde, cevabımız şu oluyor: Cihazın fiyatı, kapasiteye bağlı olarak altı ayda amorti edebileceğiniz kadar. Kapasiteye bağlı olarak 6-7 ayda masrafını çıkaracak edecek.” Endüstri 4.0 ve yeni versiyonlarını büyük ölçüde otomasyon anlamında kullandığını dile getiren firma yöneticisi, üretimin sürekli hızlandığına dikkati çekiyor. Kriz zamanlarında firmaların hata yapma lüksünün olmadığını belirten Ok, pazarladıkları ölçüm ve analiz sistemlerinin böyle dönemlerde daha stratejik getirilerinin olduğunu söylüyor.

Pars Analitik Genel Direktörü Eftal Ok ile yem sektörü, ölçüm ve analiz sistemleri ve teknolojik gelişmelerin sektöre yansımalarını ele aldığımız röportaj ve kendisinin verdiği cevaplar şöyle:

Firmanızla ilgili bize ve okuyucularımıza bilgi verebilir misiniz?
3,5-4. senemize giriyoruz. Dört ortakla başladık. Hepimiz öncesinde laboratuvar sektöründen geliyoruz. Pars Analitik olarak; cihaz ve parça satışı, aplikasyon ve servis desteği ile bayilerle çalışmaya başladık. 2016 yılında şirketi kurduktan bir buçuk sene sonra İsviçreli Buchi NIR Online’ın proses ve laboratuvar çözümlerinde Türkiye distribütörlüğünü aldık.

Bizim için yeni bir konuydu. Konu üzerinde ne yapacağımızı, nasıl ilerleyebileceğimizi konuşuyorduk. Ancak büyük firmalarla ilgili satışlar gelmeye başlayınca şirket yapılanmamızda taşlar zincirleme olarak oturmaya başladı.

pars-analitikÇAĞIMIZ HIZ ÇAĞI, ÖLÇÜMLER DE HIZLI OLMAK ZORUNDA
2017 yılında düzenlenen İDMA fuarına da katılmayı istemiştik ancak marketing bütçesini yılın başında ayarlanmış olması gerektiğinden katılamadık. Bu yüzden doğru planlama ve marketing çalışması ile IDMA 2019’ a katıldık. Fuar uluslararası ziyaretçilere ve firmalara ev sahipliği yaptı. Çok da başarılı bir fuar oldu bizim için. Tabi bunu derken, beklentimize uygun bir fuar oldu anlamında söylüyorum.

Biz müşterilerimize hızlı ölçüm sistemleri temin ediyoruz. Artık çağımız hız çağı. Müşterilerimizin bu hız çağına ayak uydurmalarını sağlıyoruz. Onlara her zaman şunu söylüyoruz: “Bugün size bu yeni bir teknoloji gibi gelebilir. Ancak, büyük firmaların çoğu artık bu teknolojiye geçti.” Büyük firmaların ön ayak olarak bu teknolojiye çok çok önceden geçtiklerini biliyoruz. Bugün olmazsa bile yarın mecburen üretim maliyetlerini düşürmek için kaçınılmaz bir istikamet olarak gelecekler.

TÜRK TOPLUMU TEKNOLOJİYE KOLAY ADAPTE OLUYOR
Biz burada Türkiye’de bu teknolojiye geçişin yeni yeni yaşandığı bir sektör olarak işin zorlanan tarafındayız. Fakat şunu söylemek istiyorum. Kurulumlar arttıkça daha farklı bakış açılarının geleceğine ben şahsen eminim. Şu anda tabi ki her zaman olduğu gibi yeni bir teknolojiye karşı olan ve buna karşı direnç oluşturanlar var, kolaylaştıranlar da var. Bunlar da artık direnmeye devam etmeyecekler diye düşünüyorum. Çünkü Türk toplumunun böyle bir özelliği var. Yeni bir teknolojiye çok çabuk ayak uydurabiliyor. Dünyadaki herhangi bir ülkeden çok daha çabuk başarabiliyor bunu. Bu teknolojiye Almanlar ve İsviçreliler ayak uydurabilmişse Türklerin ayak uyduramayacaklarını düşünmüyorum. Bir şekilde ülkemizde de hızlı bir şekilde ilerleyecektir.

SEKTÖRÜN DEVLERİYLE ANLAŞMA SAĞLADIK
Bahsettiğiniz ölçüm cihazları hangi sektörlere hitap ediyor?
Tahıl, un, yem ve yağlı tohum kırma fabrikalarına hitap ediyoruz. Uluslararası olarak yağlı tohum kırma konusunda Bunge ile sözleşmemiz var. Yurt içinde de Abalıoğlu’yla anlaştık ve kendileri için tohum kırma fabrikasına bir kurulum gerçekleştirdik. Şen Piliç ve Banvit gibi firmalarla çalışıyoruz. Un sektöründe diğer firmalara göre daha yeniyiz ancak un konusu zaten diğerlerine göre daha basit bir analiz gerektirdiği için orada rakibimiz daha fazla. Ancak yem sektöründe rakipleriniz azalıyor. Neden? Çünkü çok karmaşık ölçümler var. Daha sofistike bir uzmanlık gerektirdiği için rakipler azalıyor. Un ise daha klasik bir ölçüm.

Emtia ticaretinde dünya devi bir firma olarak bildiğimiz Bunge ile de bir anlaşma yaptığınızı söylediniz…
Evet. Türkiye’de iki büyük fabrikaları var. Bir tane daha fabrika satın alındı. Bununla beraber üç fabrika olacak Türkiye’de. Hepsinde bizim cihazlarımız var. Açılacak olan fabrika için de gerekli anlaşmalar yapılmış durumda.

ÖNCELİĞİMİZ TÜRKİYE
Türkiye distribütörü olarak piyasaya hızlı bir giriş yaptığınızı anlıyorum. Pekiyi, satışlarınızda yurt içi yurt dışı dağılımı nasıl? Hangisi ağırlıklı durumda? Yakın gelecekte bu durumda nasıl bir değişiklik olabilir?
Buchi zaten İsviçre firması. Biz onun Türkiye’deki distribütörüyüz. Bazı bölgelerde satış hakkımız var. Türkiye dışında da satabiliyoruz. Ancak genel olarak satışlarımız Türkiye içinde gerçekleşiyor. Çünkü bunların kurulumları, aplikasyonları ve destekleri uzun bir süreç gerektirebiliyor. Destek ekibiyle beraber düşünüldüğünde ülke içerisinde daha rahatız.

Bir süre iç pazara ağırlık vereceksiniz o zaman…
E tabi, referanslarınız arttıkça ve sizin hakkınızda olumlu düşüncelerini ifade ettiklerinden ötürü siz de bu ölçüde bir rahatlama yaşıyorsunuz. Mesela, Bunge zaten sistemi biliyor. Size bile gerek kalmıyor, kendi ekibiyle sistemin kurulumunu gerçekleştiriyor, belli bir noktaya getiriyor. Çoğu firmada başından sonuna destek vermeniz gerekiyor. Hatta kurulumdan sonra da destek vermeniz gerekiyor.

ÖLÇEMEDİĞİNİZ ŞEYİ KONTROL EDEMEZSİNİZ
Türk toplumunun teknolojiye adapte hızı ile ilgili olumlu düşünceleriniz oldu. Pazar içinde zorlandığınız noktalar da var mı?
Zorlandığımız taraf şu; aslında bizim sistemimiz endüstri 4.0’a ayak uyduracak şekilde dizayn edildi. Ölçemezseniz kontrol edemezsiniz.

Ölçüm işiyle uğraşanların atasözü gibi bir şey bu herhalde…
Aynen öyle. Ölçemediğiniz şeyi kontrol edemezsiniz. Ölçtüğünüz şeyi otomasyona geçirirsiniz. Endüstri 4.0’ın da aslında başlangıç noktası ölçmekten geliyor. Yani sizin elinizdeki malzemeyi ölçmeniz ve içeriğini bilmeniz gerekiyor. Yaşadığımız zorlukları sordunuz. Endüstri 4.0 perspektifine geçtiğinizde, otomasyona geçtiğinizde iş gücünü bir ölçüde elimine ediyorsunuz. Bir taraftan biraz da insanı elimine ediyorsunuz aslında. Doğal olarak da tepki buradan geliyor. Yani iş gücünden azaltıyorsunuz. Tabi piyasa koşullarında, maliyetleri düşürmek ön planda olduğu için genelde patronlar bundan yanadır. Avrupa’nın maliyetleri düşürme konusundaki en büyük hamlesinin iş gücünü azaltmak olduğunu onlar da biliyorlar. Bu noktada iş gücü başka yerlere yönlendirilebilir mi? Evet, kaliteyi artırmak için yönlendirilebilir. Avrupalıların yaptığı da o. Kaliteyi artırmak için iş gücünü farklı bir yere yönlendiriyorlar. İnsan hatasını makine ile elimine edebileceği yerlerde makinelerle işini devam ettiriyorlar. Burada da bize genel olarak gelen tepki Türkiye’de endüstri 4.0’a gelen tepki ile aynı oluyor. İş gücünün azaltıldığına dair tepkiler oluyor. Fakat benim buradaki şahsi gözlemim zaten insanların aşırı çalıştığı ve çok yoğun bir çalışma temposunda oldukları yönünde. Bu yoğun tempoyu azaltmak istediklerini söylüyorlar. Bu sistemin onlar için avantaj olduğunu söylüyorlar. Sistemin dezavantajı bu işte. İnsan hatasını kaldırdığınızda insan faktörünü de bir şekilde ortadan kaldırmış oluyorsunuz. Kontrollerin hepsi otomatik olmuş oluyor.

İhracat yapmaya yetkili olduğunuz bölgeler neresi?
Türki cumhuriyetlere gönderebiliyoruz. Çevre ülkelere gönderebiliyoruz. O da bizim yetkinliğimizle ilgili. Firma kurulum için merkezden kendileri gitmek yerine bizim kendilerine verdiğimiz güvenle paralel olarak bize bu yetkiyi vermiş durumda. Sınır ötesi işlerle ilgili anlaşmalar var, bunu gerçekleştirdiğimizde belli bir komisyon alıyoruz.

Türki cumhuriyetlerinden haricinde Türkiye’ye komşu ülkeler veya bölgelerle ilişkiniz ne düzeyde?
Türkiye’nin çevresindeki ülkeler online konusunda çok yetkin olmadıkları için bu bölgelere de desteğimiz oluyor. Komşu bölgelere kıyasla en büyük avantajlarımızdan biri de zaten teknik yeterliliğimiz ve yüksek tahsilli iş gücü ve bunun maliyeti.

Teknolojik ürünler pazarlayan firmaların sık kullandığı inovasyon, son teknoloji, Ar-Ge, endüstri 4.0 gibi kavramların popülerliğini neye bağlıyorsunuz?
Şimdi tabi endüstri 4.0’ın yanında kimileri 4.1 de demeye başladı. Yeni versiyonlarından bahsedilmeye başlandı. Ben işe otomasyon olarak baktığımda, evet, otomasyonun hızlandığını görüyorum. Ben de bu kavramı zaten otomasyon anlamında kullanıyorum.

Ancak işin şöyle bir tarafı da var: marketing. Yani pazarlama. Marketing olmazsa olmaz. Bir fuara katılmak da buna dâhildir. Google araması vs. gibi kaygılar, bazı kelimeleri kullanmazsam yeteri kadar iş yapamam kaygısı söz konusu oluyor. Bunlar ince hesaplar. Neyi öne çıkaracağız ve bunun satışlara ne gibi bir faydası olacak? Bununla ilgili hesapların yapılması söz konusu. Birçok noktada ‘reklamın iyisi kötüsü olmaz’ düşüncesi hâkim olabiliyor. Marketing iyi de yapsanız kötü de yapsanız size bir dönüş sağlıyor.

Peki bu kavramların altının yeterince doldurulduğunu düşünüyor musunuz?
Birçok firma ile alışverişte kavramların altının dolu ya da boş olduğunu satılan ürünü aldıktan sonra fark ediyorsunuz. Ürünlerini sattıktan sonra anlıyorsunuz. Bu bizim piyasada gözlemlediğimiz bir şey. Ancak bu da bir süreçtir. Mesela kriz dönemlerinde bu süreç biraz daha fazla gün yüzüne çıkıyor. İşini iyi yapan, pazarladığı kavramların altını iyi dolduranlar her zaman uzun vadede kârlı oluyor. Kısa dönem için ise bir şey diyemeyeceğim.

KRİZ DÖNEMİNDE HATA YAPMA LÜKSÜNÜZ KALMIYOR
Tahıl ticaretindeki ekonomik ve siyasi dalgalanmalar sizi dolaylı olarak etkiliyor mu?
Kriz dönemlerinin her zaman bir taraftan da fırsat dönemleri olduğuna inanırım. Kaynakların kullanımının geniş olduğu zamanlarda hatalarınız tolere edilebiliyor. Ancak kriz zamanlarında hata yapma lüksünüz kalmıyor. Her şeyi daha optimize edilmiş bir şekilde yürütmeniz gerekiyor.

Doğru hamleler yapmanın stratejik önemi artıyor…
Evet, aynen öyle. Müşteriler cihaz fiyatlarının Dolara, Euro’ya bağlı olması nedeniyle fiyatların arttığından şikâyet ettiklerinde onlara şunu söylüyorum. Cihazın fiyatı nedir dediklerinde, cevabımız şu oluyor: Cihazın fiyatı, kapasiteye bağlı olarak altı ayda amorti edebileceğiniz kadar. Kapasiteye bağlı olarak 6-7 ayda masrafını çıkaracak. Kapasite büyük olduğunda yaptığınız hatanın size zararı daha fazla olacağı için amorti etme süresi de daha kısa oluyor. Bu hesaplamaları yaptığınızda üretiminiz daha verimli olacağı için size geri dönüşü muhakkak oluyor. İşte kriz zamanlarında optimizasyonun daha da önemli hâle gelmesi dediğim bu. Krizi fırsata çevirenler bu ölçümleri yapan ve cihazlarını, üretimini ve prosesi optimize edenler oluyor. Riski minimuma indirmek gerekiyor.

Kontrol edin

Böceklerden protein elde etmek 10 bin kat daha verimli

Syrine Chaalala – Mohamed Gastli, nextProtein: “Böcek yetiştiriciliği ile 100 hektarlık soya fasulyesi tarlasından elde edilen …