Son Haberler
Ana Sayfa / Makale / Yem endüstrisinin dünü, bugünü ve geleceği-2

Yem endüstrisinin dünü, bugünü ve geleceği-2

Yem sanayiinin gelecekteki odak noktası, güvenlik ve sürdürülebilirlikle ilgili tüketici taleplerini karşılama yeteneklerini kanıtlamak ve 2050’de dünyada yaşaması beklenen dokuz milyar insanın beslenebilmesi için daha verimli ve üretken olmaktır. Mevcut 31 bin 43 yem değirmenin konsolide olmaya devam edecek ve sayıları on yıl içerisinde yarı yarıya azalacaktır. Gelişmiş teknolojiler sayesinde otomasyon ve gerçek zamanlı ölçümler artacak ve bu şekilde doğrulama, tedarikçinin dürüstlüğüne bağımlı olmayacaktır. Şeffaflık, izlenebilirlik ve sorumluluk sektörün temel taşı haline gelecektir.

yem-endustrisiD. Coffey
K. Dawson
P. Ferket
A. Connolly

ULUSLARARASI YEM SANAYİCİLERİ FEDERASYONU (IFIF)
Lüksemburg’da 1987 yılında dönemin önde gelen uluslararası yem dernekleri tarafından kurulan IFIF, gitgide küreselleşen günümüzün yem endüstrisinin doğasını daha iyi yansıtmak ve bağlanırlık ihtiyacını karşılamak için doğdu.

Bugün, bu organizasyon küresel hayvansal yem üretiminin yüzde 80’inden fazlasını temsil etmekte ve endüstrinin önde gelen liderleri ve etkili yem şirketlerinin çoğu veya hepsi doğrudan ya da yerel ortakları aracılığıyla yönetim kurulunda yer almaktadır. IFIF Yönetim Kurulu’nda Çin Yem Derneği, Brezilya Yem Birliği, AFIA, FEFAC, Cargill, Nutreco, Alltech ve DSM’den temsilciler yer almaktadır.

IFIF; Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Dünya Hayvan Sağlık Örgütü (OIE), Gıda Standartları Komisyonu ve diğer uluslararası örgütlerle işbirliği yaparak insanlar ve hayvanlar için sağlık ve refah için yüksek standartlar sağlamasına yardımcı olmak için görüşmelerin yürütülmesinde önemli bir rol oynamıştır. Besleme zinciri için uluslararası düzenleyici standartlar belirlerken adil bir ticareti de desteklemiştir.

2050 yılına kadar dünya nüfusunun yaklaşık 9 milyara ulaşacağı ve yumurta, süt ve et de dâhil olmak üzere hayvan kaynaklı proteine talebin artacağı göz önünde alınırsa, bu soruna sürdürülebilir ve güvenli bir şekilde karşılık verilmesi hayati önem taşıyor.

IFIF, gıda güvenliği ve sürdürülebilirlik noktasında yemin oynadığı merkezi rol nedeniyle bağlantılı görüşmeleri kolaylaştırmak adına küresel yem endüstrisi ile iletişime geçti. IFIF, özellikle FAO ile on dört yıllık(1) bir ilişkiye sahip. Bu devam eden ilişki çok çeşitli başarılı girişimlerle sonuçlandı. Bunların arasında iyi yem imalatı standartlarına ilişkin yayınlanan IFIF-FAO El Kılavuzu da bulunuyor.

Yakın zaman önce, FAO ile IFIF hayvancılık üretim zincirinin sürdürülebilirliğini daha doğru bir şekilde geliştirmek, kıyaslamak, ölçmek ve yem üretiminde antibiyotiğin rolünü analiz etmek için girişimlerde bulundu.

IFIF, Küresel Yem ve Besin Kongresi (GFFC) ile Uluslararası Yem Düzenleyicileri Toplantısı (IFRM) gibi küresel toplantılar düzenleyerek güvenli ve ekonomik su ile sığır, kümes hayvanları, balık ve süt ürünleri gibi hayvan proteinlerinin arzını etkileyen çeşitli konularda yem üreticileri, tüketiciler ve düzenleyici birimlerle bilime dayalı çözümler ve bilgi paylaşımında etkin bir rol oynamayı da amaç edinmiştir.

YENİ BİLEŞENLER VE EKİPMANLAR
1970 yılından bu yana hayvansal beslenme ve yem verimi artırmak için çeşitli bileşenler, ekipmanlar ve teknolojiler geliştirilmiştir. Protein sentezi ve et üretimi için yeterli besin dengesini sağlayarak hayvansal performansı iyileştirmek adına gerekli amino asitlerin ilavesi, 1977’de sıvı metiyonin hidroksil analoğu ile başlamış ve ardından 1985 yılında kuru DL-metionin, 1987’de L-triptofan, L-lisin monohidroklorür ve 1989’da taurin, 1990’da L-tirozin ve L-arginin ve 2000’li yılların sonlarında L-treonin ile devam etmiştir. 1970’lerde iyonoforların ilk kullanımı ve ardından premikslerin geliştirilmesi (mikro maddelerin homojen bir karışımı) yem kalitesini ve sindirimini daha da geliştirdi. Antibiyotiklerin ve diğer bileşiklerin yerini alan diğer amino asitler ve takviyeler 1980’lerde yeme dahil edilmeye başlanmıştır.

GÜNÜMÜZ YEM SANAYİSİNİN GÖRÜNÜMÜ
Alltech Global Yem Araştırması, yemlik tonaj ve üretim eğilimlerini daha iyi tahmin etmek için 2011 yılında kurulmuştur. Artık elimizde dört yıllık veriyle, yem endüstrisinin bugün nerede olduğunu daha doğru bir şekilde tasvir eden bir görüntü var.

İlk araştırmadan bu yana dünya çapında toplam yem arzı 980 milyon tona (460 milyar dolar değerinde) ulaşmıştır (Alltech, 2015). 2011’de bu rakam 873 milyon tondu (350 milyar dolar). Bu dört yıllık çerçeve içinde üretimde en büyük artış ilk başlarda yaşanmış ve daha sonraki yıllarda aralarında kuraklık, sel, yüksek hammadde maliyetleri, hayvan hastalıkları ile ithalat/ihracattaki değişken yönetmelikler gibi birçok zorluk, sektörü mütevazı bir büyümeye itmiştir (Alltech, 2014).

Bölgesel olarak Asya, küresel arzın üçte birini karşılayarak dünyadaki yem üretimine en büyük katkıyı sağlayan bölgedir. İlk başta Asya, en hızlı büyüyen bölgeler arasında yer almasına karşılık daha sonraki yıllarda bu büyüme daha yavaş olmaya başladı. Dünya genelinde 31 bin civarında olduğu tahmin edilen yem değirmenlerinin yarısından fazlası Asya ile Kuzey Amerika’da yer almaktadır. Afrika ve yakın zamanlarda, Latin Amerika, yem değirmenleri ve yemlik tonaj sayısında en hızlı artış yaşayan bölgeler arasında yer aldığı ortaya çıktı (Alltech, 2015). Bununla birlikte, yılda ortalama 63 bin tondan fazla üretimle en büyük ortalama yem değirmeni kapasitesi Ortadoğu bölgesinde bulunmaktadır (Alltech, 2013).

Çin, Brezilya, Hindistan ve Rusya (BRIC) sanayiye güçlü bir giriş yaptı. Bu dört ülke, 2012 yılına kadar 33 milyon ton üretim artışı gösterdi ve Hindistan’daki olumlu koşullar ve gelişmeler bu büyümeyi daha da geliştirdi (Alltech, 2013). BRIC ülkelerinin ötesinde 2014 yılındaki üretimde Türkiye, Endonezya ve Romanya göze çarptı.

Toplam yemlik tonaj açısından, Çin belirgin bir farkla dünya lideri konumunda. Ancak 2013’ten bu yana ülkenin yem sanayi hükümetin izlenebilirliği arttırmak adına konsolidasyon tercihine bağlı olarak hem yem değirmenleri hem de yem tonajında bir düşüş yaşanmıştır. Uzmanlar, üretimdeki bu düşüşü domuz pazarının yavaşlaması ve kuş gribi sonucunda düşen tüketici talebine bağlamaktadır. (Alltech, 2015) Bu koşullar, gıda güvenliğinin ve kalitesinin ve Çin’de giderek artan öneminin göstergesidir. Bundan da öte hayvan yeminin besin zincirindeki ayrılmaz rolü kabul edilirken küresel ölçekte ortak bir değer ve sorumluluk olarak algılanmıştır. Yem üretiminde sırasıyla 172 milyon ton ve 66 milyon tona ulaşan ABD ve Brezilya yem üretiminde devamlı olarak ikinci ve üçüncü olarak yer almıştır.

Kümes hayvanları yem pazar payının yüzde 44-46’sını alarak sektör lideri konumunu sürdürdü. Bu liderliğin nedenleri arasında tat, sağlık algısı, pişirme esnekliği, dini tercihler ve düşük fiyat sayılabilir. Domuz sektörü için yem üretimi, hammadde fiyatlarındaki artış karşısında bile 2011’den beri istikrarlı bir şekilde yükseldi. Diğer yandan, geviş getiren hayvanların piyasa payı, özellikle 2013’te yüksek yem fiyatlarının üreticileri alternatif yem kaynaklarını kullanmaya zorlamasıyla düşmüştür (Alltech, 2014). Mandıra sektörü toparlanmaya periyoduna girmiştir ve 2014’te alternatif kaynakları kullanmaya devam eden et üreticilerin aksine karma yem kullanımını artırmıştır. Süt ürünlerinin dünya çapındaki değerindeki değişiklikler, süt sektörünün yem tüketiminin gelecekte nasıl değişeceğini belirleyecektir. Su ürünleri yetiştiriciliği, 2011 yılından bu yana pazar payını yılda yüzde 17 oranında artırarak muazzam bir büyüme kaydetti. Gıda ve Tarım Örgütü, çiftlik balıkları ve kabukluların küresel tüketim eğilimlerinin ağırlık bazında sığır etinden daha fazla olduğunu gösteren verileri yayınladı. Son olarak at ve evde beslenen hayvan gıdaları, tonajda artmaya devam etmekte olup, 2012 yılında at yemi yüzde 17 ile zirve yapmıştır. ABD, her zaman için evcil hayvan yeminde dünyanın önde gelen üreticisidir ama evcil hayvan sayısındaki artış nedeniyle Brezilya da evcil hayvan yeminde hızlı bir büyüme yakalamıştır (Alltech, 2013).

Avrupa bölgesi, özellikle Avrupa Birliği (AB), besin güvenliği ve kalitesi noktasında önde kalmaya çalışmıştır. Yakın zamanda bu bölge genel üretimde ve özellikle de domuz ve süt sığırında düşüş yaşamıştır (FEFAC, 2015). Sığır yemi üretimindeki belirgin gerileme, düşen süt fiyatları ile çiftçilerin taleplerini baskı altına almasına bağlandı. Sığır ve domuz sektörlerinde düşüş yaşanmaya devam ederken Rusya’nın batıdan ithalat yasağının da Avrupa’nın genel yem üretimini tıkayabileceği endişesi yaşanıyor. Son zamanlarda, Avrupa Komisyonu, yem ve yiyecek için genetiği değiştirilmiş mahsullerin ithalatını ulusallaştıran tartışmalı öneriyi kabul etti. AB’nin COCERAL, FEDIOL ve FEFAC gibi kuruluşları, genetiği değiştirilmiş mahsuller üzerindeki muhtemel yasaklamaların ekonomiye zarar verebileceğini ve ciddi bir yem sıkıntısına yol açabileceğini belirtti (Irish Examiner, 2015). Yani, toplumun ve basının yaklaşımı, verimli bir üretim önünde muhtemel bir engel olacak bir noktaya ulaştı (FEFAC, 2015). FEFAC Genel Sekreteri Alexander Doring’a göre, krize tepki olarak geliştirildiği ancak günümüzdeki yem sanayiinde artık bir öneminin olmadığı düşünülen birçok AB yönetmeliğini tekrar gözden geçirme yönünde çabalar ortaya çıktı.

ABD’ye gelince, birincil yem üretiminde ön sırayı Mısır Yetiştirilen Eyaletler (orta batı gibi mısır yetiştirme alanları) çekerken, bu bölgenin ardından güneydoğu bölgesi geliyor. Tek bir hayvanın piyasa değerini yem fiyatıyla karşılaştıran Yem Katkı Mecmuası (Feed Additive Compendium 2014) tarafından verilen hayvan-yem oranları, yem maliyetlerinden kaynaklanan kârlılığın 2013-2014 arasında yükseldiğini belirtirken 2013 yüksek yem fiyatlarında bir telafi eğiliminin olduğunu ileri sürmektedir (Feed Stuffs, 2014). Danalar ve düveler kârlılıkta büyük bir yükseliş gösterirken onları yaban domuzu takip etti. Çiftçilerin yem alımları 2008’den 2013’e kadar yükselirken, genel yem fiyat endeksi 2012’den beri önemli bir şekilde düştü.

Yem sanayisinin gitgide endüstrileşmesi ile daha az sayıda yem değirmeni daha fazla üretim yapmaya başladı. Bu eğilim Avrupa Birliği, ABD ve Çin’de de görülmektedir. Bu ülkelerin hepsinde yem değirmeni sayısında büyük bir oranda düşüş görülürken üretim tonajında artış yaşanmıştır. Bu eğilim gıda güvenliği ve takip edilebilirken standartlarına yardımcı olan özellikle Çin’de görülmektedir (Alltech, 2014).

YEMİN GELECEĞİ
Yem sanayiinin geleceği, hızla büyüyen bir küresel nüfusa, değişen sosyal-ekonomik iklime, tüketicilerin ve basının daha fazla katkısına ve daha fazla verim için hiç kesilmeyen uğraşıya bağlı olarak gelişecektir. GSYİH ve nüfus artışı hububat tahıl ile et proteinine olan talebin yükselmeye devam edeceğine işaret ediyor. Peki, endüstrinin geleceği, bu hedefleri yerine getirmek için nasıl bir hâl alabilir? Bu noktada yem maliyeti şirketlerin yem verimini geliştirmeye ve tekrar değerlendirmeye ihtiyaç duyduklarını gösteriyor. Hammaddelerdeki gelişmeler, yem formülasyonuna olan yaklaşımı değiştiren yeni yem stoklarına neden olabilir. Bu sadece tek mideli hayvanlar için bir endişe kaynağı değil. Geleneksel olarak düvelere verilen ucuz yem seçenekleri kısıtlı ve gelecekteki alternatif, monogastriklerde ve düvelerde daha yüksek verimlilik sağlamak için özenle formüle edilmiş bir yemdir. Modern tüketici yeni bir siyasi ve ticari katılım seviyesine ulaştıkça yem sanayisinin besin zincirindeki rollerine ilişkin hesap vermeleri için daha fazla talep olacaktır. Şirketler daha fazla tüketici merkezli olmaya devam ettikçe sürdürülebilirlik üzerindeki yoğunlukları ve çevresel izleri daha fazla olacaktır. Hayvan üretiminin sera gazı emisyonu ve çevresel etkileri de dikkate alınacak ve yem değirmeni ve çiftlik verimliliğini ileriye doğru itecektir.

Tüketiciler, et, süt ve yumurta alımı konusunda daha seçici hale geliyor, hayvanlarının ne yediğini ve nasıl yaşadıklarını sorguluyor. Tüketiciler yem değirmenini besin zincirlerinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor ve bunun insanların diyetini etkilediğini düşünüyor. Artık insanlar tükettikleri hayvanların hangi ilaçlarını aldığını, hangi gıda takviyesi aldığını ve ne tür yemler yediklerini bilmek istedikleri bir kültür içinde büyüyor. Günümüz yeminin ağır metaller, yüksek dioksin seviyeleri, PCB’ler ve mikotoksinler gibi tehlikeler içerebileceğinden, gıda güvenliği ciddi bir endişe olmaya devam etmektedir. Tüm bu zehirli maddeler hayvan yemi üzerinde besin zincirine girme ihtimali taşıyor. Analitik sistemler, yemdeki bu gibi tehlikelerin varlığını nicel ve nitel olarak saptamak için geliştirilmiştir. Zamanla bu yöntemler, daha karmaşık bir hale gelecek ve daha hızlı sonuçlar verecek. Endüstri ve hükümetin gıda güvenliğini sağlamak için harekete geçmesini sağlayacak. Besin kalitesi pekçok tüketici ve şirketler için öncelik olmaya devam edeceği için yem üretiminde bu konu ön sıralara yükselecektir. Gıda güvenliği ve kalitesine ilişkin yem üretiminin her aşamasındaki endişeler şirketleri daha şeffaf olmaya sürükleyecek. ABD’deki Besin Güvenliği Modernizasyonu Yasası (Food Safety Modernisation Act) gibi hükümet düzenlemeleri riske dayalı önleyici hayvan yemi güvenlik sistemlerini dayatacaktır.

BİLGİ ÇAĞI VE YEM ENDÜSTRİSİ
Gelecekte, yem sistemleri, bilgi teknolojisi ile daha da iç içe geçmiş durumda olacak ve bunun sonucunda çiftlik, yem değirmeni, işleme tesisi, perakendeci ve tüketicinin birbirine bağlı olduğu gıda zincirinde süreçler boyunca ayrıntılı bilgi akışına izin verir. Bu şekilde yem mevcudiyeti talebi yansıtacak ve bu şekilde verimliliği artırıp kaybı azaltacaktır.

Yaygın dijitalleşme tarlada müdahalenin önünü açacak ve gerçek zamanlı takip yapılacak. Buna, bir yandan hayvan üretiminin verimliliğini ve refahı artırırken diğer taraftan da israfı kısıtlamak için vücut ağırlığı, sıcaklık ve yem tüketimine ilişkin kesintisiz veri gönderen otomatik tartılar da dâhildir. Çevresel gazlar, toprağa dışkılama ve diğer biyolojik ve kimyasal parametreleri ölçen sistemler, besinlerin hayvan sağlığı üzerindeki etkilerini belgelemekte ve bu sayede de diyet stratejisinde gerekli değişiklikler için içgörü sağlamakta faydalı olacaktır. Bu tür önlemler tarladaki biyogüvenliğin artırılmasına da yardımcı olacaktır.

Beslenme sorunlarına yönelik yeni ve daha hassas teknolojilere baktığımızda, beslenme, yem üretimi ve beslenme uygulamalarımızın değişmeye devam edeceği açıktır. Bu, küresel yem endüstrisinin faaliyetlerine ve yapısına yansır. Araştırma ve ticari uygulamalar besin sindiriminin, dengesinin ve kullanım dinamiklerinin modellenmesine odaklanıp basit besin kompozisyonuna dayalı beslenme uygulamalarından uzaklaşırken bu değişikliklerin bugün gerçekleştiğini görmek mümkün olabilir. Sindirim ve besin madde kullanımını kontrol altına almak için daha gelişmiş teknolojiler geliştirdiğimiz için kompozisyon analizlerine bağlı olarak geleneksel yem formülasyonları, bunların tanımlanmasında daha az rol oynayacaktır. Bu hassas kontrol mekanizmaları, besin zincirinin tüm yönleri hakkında bilgi toplama yeteneğiyle birleştirilecek ve yeni bir proaktif hassas besleme seviyesi tanımlayacaktır. Eskiden kalma besin değeri açıklama yöntemlerinden bazılarını atmak gerekecektir. Bu yeni yem içeriklerinin kullanımı, uzun dönemli besin iyileştirme ve diğer yeni takviye stratejilerine kapı açacak. Bu sonuçlar gelişmiş üretim verimliliği, hayvanların daha iyi bakımını ve daha sürdürülebilir bir üretimi kapsıyor.

Nutrigenomik, hâlihazırda bazı besin maddelerinin geliştirilmesi ve anlaşılmasında kullanılmaktadır. Üretim verimliliği ile refahı engelleyen çevresel ve besin faktörlerini anlamak için standartlar sunması beklenmektedir. Bu tür bilgiler yem formülasyonu ve hayvancılık üretiminde yeni bir doğruluk seviyesinin önünü açabilir. Nutrigenomik, farklı besinlerin gen ifadesi üzerindeki etkilerinin anlaşılmasında anahtardır ve daha akılcı genetik seçim için bir temel sağlar. Bundan sonra yemler, hayvan büyüme oranı, hastalık önleme ve et kalitesi ile ilgili genleri hedefleyerek genetik potansiyele ulaştırmaya daha yakın olacak. Bu çalışmaların sonuçları anti-beslenme aktivitesini belirleyecek ve doğum öncesi ve sonrası yem yönetimi uygulamaları ile ilişkili doğal koşullandırma işlemlerinden yararlanan beslenme stratejilerini tanımlayacaktır. Yem değirmenleri örneğin NIR (yakın kızılötesi yansıtma) teknolojisinin kullanımıyla ‘daha akıllı’ hâle gelecektir. Bu, hammaddelerin gerçek zamanlı analiz edilmesine imkân sağlar ve üretilen her bir partinin tutarlılığını sağlamak için diyetlerin dakika dakika yeniden formüle edilmesine izin verir. Ayrıca hızlı ve yapay ortamdaki sindirim modelleme sistemleri, hammaddelerin gerçek beslenme değerini tanımlama ve yem değirmeninden çıkan nihai besleme ürünlerini tanımlamanın yeni yollarını sağlayacaktır.

Bu gelişmiş sistemler besin etkileşimlerini tanımlamak ve besin değerlerinin daha doğru tanımlanmasını sağlamak için kullanılabilir. Hassas modelleme ve daha fazla miktarda bilgiden kaynaklanan gerçek zamanlı kararlar, yemin endüstrisinin sürdürülebilirlikle ilgili konuları ele almasına ve ayrıca atıkların ve hayvansal üretimin çevresel etkilerinin en aza indirgenmesine izin verecektir. Sonuçta, bu tür teknolojiler, ilgilenen alıcılar için daha objektif bir yem değeri sunma özelliğine sahiptir (Gill 2003).

Bugün, 100 bin ton yem üreten tipik bir batı yem değirmeni, üç veya daha az kişinin istihdam edilmesini gerektirebilir. Çin gibi bir ülkede ise aynı yem fabrikasında 45 kişinin emeğini gerektirecekti. Bu eğilimin devam etmesi ve gelecekteki yem değirmenlerinin tamamen otomatik hale getirilmesi ve tek bir kişinin nispeten büyük bir yem fabrikasını etkin bir şekilde çalıştırması beklenmektedir. Değirmen kalite kontrol sistemleri, farklı üretim adımlarının her biri için otomasyon yoluyla iyileşmeye devam ederken, izlenebilirlik teknolojisi, gerekli emeği azaltırken, daha büyük hacimlerin taşınmasını ve izlenmesini sağlayacaktır. Bu sadece daha yüksek bir verimlilik seviyesi sağlamakla kalmaz, aynı zamanda hassasiyet ve veri toplama kapasitesindeki artış katlanarak artabilir. Gelecekte, verileri analiz etmek ve sistem girdilerini temel alarak anında düzeltme yapmak için yapay zekâ uygulayabilir. Peletleme sürecinde bazı gelişmeler olması muhtemel, bu nedenle şu anda bir sanat kabul edilen, daha çok bir bilim haline gelebilir. Peletleme ve soğutma ile ilgili daha fazla parametreyi kontrol ederek; maliyetleri düşürme, yem kalitesini iyileştirme ve gıda güvenliği garantileme fırsatı bulunmaktadır.

ANAHTAR BİLEŞENLER
Söz konusu çözümlerden herhangi birisinin endüstri tarafından benimsenme oranı karşı karşıya olduğu zorluklara bağlıdır. Bununla birlikte, yem endüstrisinin ilk yaklaşımı; hayvan performans özelliklerini iyileştirmek, maliyetleri en aza indirmek ve yem üretim verimliliklerini en üst düzeye çıkarmaktır. Bunların ötesinde sindirim kabiliyeti ve FCR’ye (Yem Dönüşüm Oranı) dikkat etmek gereklidir. Yeni içerikler, FCR’yi etkin bir şekilde geliştirme kapasitesi için araştırılmaya devam ediyor. Bir kere tanımlanıp geliştirildiğinde bu tür bileşenler diyet formülasyonları için özellikle de her yem dönüşüm noktasının verimliliği giderek daha değerli bir hale geldiği durumlarda gerekli bir hale gelir.

Yem formülasyonunda yaygınlaşabilecek muhtemel bir bileşen protein, yağ, pigment, vitamin ve nişasta kaynağı olan yosunlardır. Gelişen teknoloji, yosunları beslenme açısından zengin, büyük bir biyokütle olmasına zemin hazırlar ve zaten omega-3 yağ asitlerinin asıl bir kaynağı olarak bilinir. Yosundan yararlanılan ilk denemelerde, etin hem üreme performansı hem de besin değeri açısından iyileşme gösteren sonuçlar elde edildi. Katı faz fermantasyonu (SSF), yeni teknikler ve uygulamalarla hayvan yemi üzerinde doğrudan gelişme enzimleri için kullanılabilen eski bir teknolojidir. SSF; hayvan sağlığını, performansını ve kârlılığını arttıran hayvan yemlerinin sindirimini iyileştirmek için kullanılabilen özel bir enzim kokteyli imal etmeyi mümkün kılar. Bu süreç belli bir Aspergilus mantarının doğrudan yem üzerinde büyütülmesini içerir. Bu, geleneksel ve grup fermantasyon yöntemleriyle şimdiye kadar hiç başarılamamış olan bir dereceye kadar lif ve diğer besin maddelerinin sindirimine yardımcı olan, alt tabakaya özgü bir enzim dizisi çıkarır. Kümes hayvanları, domuzların ve su ürünleri yetiştiriciliğindeki denemelerden elde edilen veriler, bu tür ürünleri yemlere dâhil etmenin bir sonucu olarak sindirimin ve muhtemel tasarrufların geliştiğini göstermiştir.

SONUÇ
Yem sanayiinin gelecekteki odak noktası, güvenlik ve sürdürülebilirlikle ilgili tüketici taleplerini karşılama yeteneklerini kanıtlamak ve 2050’de dünyada yaşaması beklenen dokuz milyar insanın beslenebilmesi için daha verimli ve üretken olmaktır. Mevcut 31 bin 43 yem değirmenin konsolide olmaya devam edecek ve sayıları on yıl içerisinde yarı yarıya azalacaktır. Gelişmiş teknolojiler sayesinde otomasyon ve gerçek zamanlı ölçümler artacak ve bu şekilde doğrulama, tedarikçinin dürüstlüğüne bağımlı olmayacaktır. Şeffaflık, izlenebilirlik ve sorumluluk sektörün temel taşı haline gelecektir. NIR (yakın kızılötesi) gibi analitik teknolojiler, yapay ortamdaki fermantasyon modellemesi, nutrigenomik ve biyoinformatik yem formülasyonuna müdahale ederek besin değerini tanımlayacak ve yem formülasyonu ve imalat artık bir ‘sanat’ değil, daha hassas bir bilim haline gelecek. Atıkları tespit etmek ve yeni bir gıda güvenliği seviyesine olanak tanımak için benzer teknolojiler kullanımda olacaktır. Yem maliyetlerini en aza indirirken hayvan performansını arttırmak için yeni hammaddeler ve yem katkıları gibi yeni beslenme stratejileri, yem dönüştürme ve sindirilebilirliği en uygun hale getirmek için kullanılmalıdır.

*Editörün notu: (1) Makalenin yayımlandığı 2016 yılı itibarıyla
*Bu makale ilk olarak ‘Journal of Applied Animal Nutrition’ dergisinde yayınlanmıştır. Vol. 4; e3; s 1-11.

Bir önceki yazımız olan "Yem endüstrisinin dünü, bugünü ve geleceği-1" başlıklı makalemizde "yem endüstrisi, yem endüstrisinin bugünü ve yem endüstrisinin geçmişi" hakkında bilgiler verilmektedir.

Kontrol edin

screenshot_7

Buharlı şartlandırmanın yemdeki kimyasal değişime etkisi

Şartlandırma işleminin pelet dayanıklılık indeksini (PDI) iyileştirmek, yem patojenlerini bertaraf etmek, böcek yumurtalarını gidermek, yem …