Ana Sayfa / Makale / Yem endüstrisinin dünü, bugünü ve geleceği-1

Yem endüstrisinin dünü, bugünü ve geleceği-1

18. yüzyılda başlayan tarımsal üretim uygulamalarında meydana gelen değişiklikler, 19. yüzyılın başlarında hayvan beslemesine yönelik daha iyi yaklaşımlarla sonuçlandı. Sonuç olarak sürekli gelişen bir yem endüstrisi doğdu.

yem-endustrisi

Bilinçli bir şekilde hayvan besleme sisteminin ne zaman geliştiği, yazının icadından önceki zamanlarda olduğu için kimse tarafından bilinmiyor. Hayvancılık teknikleri yaklaşık 12 bin yıl önce Mezopotamya, Suriye ve Mısır arasında uzanan eski insanlık uygarlığının tarihsel bir alanı olarak bilinen ‘Bereketli Hilal’ adı verilen çeşitli alanlarda kendiliğinden gelişti. Hayvanlardan istikrarlı bir besin tedarik etme yeteneği, dünya nüfusunun büyümesine, yaşam alanlarının geliştirilmesine ve kentlerin ortaya çıkmasına imkân tanıdı. Vahşi bitkilerin ve hayvanların evcilleştirilmesi, sulama ve toprağı işleme sisteminin devreye girmesi, Hz. İsa’nın doğumuna kadar 200 milyonun üzerinde bir nüfusu beslemek için yeterli besin olduğu anlamına geliyordu.
İnsan nüfusu arttıkça ve toplumlar giderek şehirleştikçe, bitki ve hayvan yetiştiriciliği daha organize, verimli, düzenli olarak gelişen oyun kurallarını değiştiren gelişmelerle daha teknolojik ve yenilikçi bir hale geldi. Hayvan yetiştirme pratikleri, serbest gezen otlamadan belirli çiftliklere geçtiğinde ve hayvanlar daha verimli bir performans için yetiştirildiklerinde, onlara ‘beslenme açısından dengeli’ bir diyet sunulması zorunlu bir hale geldi. 18. yüzyılda başlayan tarımsal üretim uygulamalarında meydana gelen değişiklikler, 19. yüzyılın başlarında hayvan beslemesine yönelik daha iyi yaklaşımlarla sonuçlandı. Sonuç olarak sürekli gelişen bir yem endüstrisi doğdu.

BESLENMEYE YÖNELİK BİLİMSEL YAKLAŞIMLAR
Beslenme, özellikle son 200 yılda bilimsel bir disiplin halini aldı. 1810’da, Alman bilim adamı Albrecht Daniel Thaer, potansiyel hayvan yemlerini çayır samanı ile karşılaştırarak ve karşılaştırmalı bir ölçü olarak bir ‘saman değeri’ belirleyerek ilk yem standartlarını geliştirdi. Yaklaşık 50 yıl sonra, Almanya’daki Weende Araştırma İstasyonu ‘endüstriyel analiz sistemi’ geliştirdi. Bu sistem ham lifi, azotu (ve dolayısıyla ham proteini hesaplamayla), kül ve nemi tespit için kullanılan belli özelliklerin analiz edilmesine imkan sağladı. Kullanışlılığı oldukça sınırlı olmasına rağmen, bu, günümüzdeki yemlerdeki besin değerinin temel karşılaştırmaları için bir sistem olarak tercih edilmeye devam edilmektedir.

Alman bilim adamları, yemlerin kimyasal analizlerine dayanılarak besin değerini değerlendirmek için tekrarlanabilir matematiksel araçlar sundu. Doktor E. Wolff, 1864 yılında sindirilebilir besin maddelerine dayanan ilk yem standartlarının önünü açtı. W.O. Atwater, Wolff standartlarını 1874 yılında Amerikalı araştırmacıların dikkatine sundu ve bunlar 1880’de H.P Armsby tarafından ‘Sığır Besleme El Kitabı’ başlıklı kitabında (Schoeff ve diğerleri, 2005; Armsby, 1908) basıldı. Bu beslenme standartları C. Lehman tarafından 1897’de uyarlanmış ve bir yıl sonra W.A. Henry tarafından ‘Yemler ve Besleme’ (Henry, 1898) kitabının ilk baskısında yayınlanmıştır.

Bu standartlar, W.A. Henry ve F.B. Morrison tarafından ‘Yemler ve Beslenme’nin 1915 baskısında, sindirilebilir protein ve toplam sindirilebilir besinler (TDN) açısından hayvanlar ve yemlerin bileşimi ve hayvanların gereksinimlerini ifade etmek için geliştirildi. TDN karbonhidratlardan, yağlardan ve proteinden yararlı enerji için birleşik bir değer olarak ifade edildi (Henry and Morrison, 1915). 1920’lerden 1940’lara kadar, çeşitli hayvan türlerinin mineral ve vitamin gereksinimleri hakkında önemli bilgiler yayınlandı. Ancak, L.A. Maynard, ABD Ulusal Araştırma Konseyi Hayvan Besleme Komitesi’ne çiftlik ve laboratuvar hayvanlar için besin madde gereksinimi tabloları hazırlamak için alt komiteler kurmak üzere yönlendirdiği 1942 yılına kadar beslenme standartlarında hiçbiri kabul edilmedi.

Bunlar ilk kez 1944 yılında basıldı ve daha sonra gerektiğinde güncellendi. NRC besin maddesi gereksinimleri artık formülasyon ve araştırma için küresel bir standart olarak kullanılmaktadır ve kanatlı hayvan, domuz, süt, sığır, koyun, keçi, at, tavşan, köpek, kedi, vizon ve tilki, balık ve laboratuvar hayvanları için mevcuttur.

HAYVAN YEMİ ÜRETİMİNDE İLK GELİŞMELER
Hayvan yemi için öğütülmüş tanenin ilk kullanımı 1813 yılı gibi erken bir tarihte kaydedildi, ancak hayvancılık için tanelerin öğütülmesi, ilk değirmenlerin sadece ikincil bir amacıydı. Başlangıçta değirmenler, insan tüketimine yönelik için tahıl öğütmek için kullanıldı ve artıkların doğal olarak hayvancılık ve tavukçuluk için potansiyel beslenme değeri olduğu düşünülüyordu. Geleneksel olarak yulaf, hayvan yemi olarak özellikle atlar için kullanıldı, çünkü yetiştirmesi ucuzdu ve buğdaya nazaran insanlar bunu daha az tüketiyordu. On dokuzuncu yüzyılın sonu, hayvan besiciliğinin endüstriyelleşmesine yol açan olayların doruk noktası oldu. Sanayi devrimi; tahıl öğütme, et ambalajlama ve süt işleme alanlarında var olan büyümeyi ateşlemişti. Su kaynaklarına atılan öğütme atığındaki eş zamanlı artış, hızla bir şekilde olumsuz bir etki gösterdi ve bunlar yasalarla durduruldu.

Bu süre zarfında hayvansal üretimde dengeli bir diyetin faydaları fark edildi. Atık oluşumunu önlemek ve eksiksiz beslemeyi desteklemek için insan gıda üretimindeki yan ürünlerin başka bir tarafa yönlendirilmesi acil bir ihtiyaçtı. Bu tahıl sanayi yan ürünlerinin kimyasal analizi, besin değerlerini kanıtladığında modern yem sanayiinin ticarileştirilmesi başladı. Günümüzde bu yan ürünler, besin maddesi ve enerji değerini elde eden teknolojileri kullanarak, tahıl ve hayvan işlemenin eş-ürünleri olarak daha uygun olarak tanımlanmaktadır. Bugün bildiğimiz, formüle edilmiş yemler için ilk ticari fırsat, atların ve katırların, tarımsal ekipmanı sürmek için ana nakliye ve enerji kaynağını oluşturduğu 1800’lü yılların başında ortaya çıktı. Atlar için beslenme ve dinlenme sağlayan ahır ağları, bugün hizmet ve benzin istasyonları kadar yaygındı (Schoeff ve ark., 2005). Atlar ve katırlar için iyi besin talebi yüksekti ve günümüzde var olan en büyük yem şirketlerinden birçoğu (örneğin Cargill, ADM, Purina Mills ve Ridley) at ve katır katma değerli beslemeler üreterek başlamıştı. Ancak çok az bilimsel formülasyon veya imalat vardı. Öncü yem standartlarına bağlı olarak formüle edilmiş yemlerin üretimi, 1800’lerin sonlarında başladı. 1870’de Massachusetts’te ilk parti karışık yem kullandı. Ancak, 1880’lerde Armsby ve Henry tarafından ilk hayvansal beslenme kitapları yayınlandıktan sonra endüstri bir bütün olarak sıçrama yaptı.

İlk mısır gluteni 1882’de üretildi ve genellikle un değirmencliği ile uğraşan Cargill, sadece iki yıl sonra 1884’te yem endüstrisine girdi. 1800’lü yılların ortalarında, Mayhew (1851) gibi sosyologlar, çoğunlukla evcil hayvanları için evlere at eti sağlamak için Londra gibi büyük şehirlerde bulunan “kedi maması erkekleri” hakkında yazıyorlardı. 1890’da et artıkları, üstün besin değeri ile tanınan ilk yan ürünlerden biriydi ve ortaya çıkan ticari yem endüstrisi tarafından benimsenmişti. 1890’larda aynı zamanda, yan ürün mayaları hayvan yemi içine dahil edildi ve Purina Mills yem fabrikası 1894’te kuruldu. (Pederson, 2000).

ABD YEM ENDÜSTRİSİ
Yem üretiminin tüm yönleri 20. yüzyılın başında hızla gelişti. Gıda sisteminin yoğunlaşması, başlangıçta özel tarım birimlerinin geliştirilmesini içeriyordu, ancak 1900’lü yıllarda sentetik gübrelerin kullanıma girmesi, topraktaki azot seviyelerinin kontrol edilmesine ve önemli ölçüde gelişmiş çiftlik verimliliğine imkan tanıdı. Bu, daha fazla uzmanlaşmaya ve ürün verimlerinde keskin artışlara olanak tanıdı ve bu da hayvansal üretimi artırdı. Yem endüstrisi ve genel olarak tarım, yem istikrarı ve verimliliği arayışında daha ileri teknoloji ve makineleşme yaşamaya başladı. 1900’a kadar geçen yıllarda, ilk çekiçli değirmen kullanıldı ve bunu 1909 yılında yatay mikser takip etti. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde değirmende hızlı bir gelişme oldu, ancak Purina 1920’lerde pelet yemi geliştirdiğinde tüm sanayinde devrim oldu. Bu yöntemle ince, tatsız, değişken yoğunluklu ve tüketimi zor malzemeler, daha kolay tek tip pelet yem bir hale getiriliyordu. Ardından pelet yem diğer şirketler tarafından da üretilmeye başlandı ve 1930’lara gelindiğinde pelet yem üretiminde uzmanlaşmış birçok yem fabrikası vardı.

ABD’de yem fabrikaları, değirmenlere olan yakınlık nedeniyle geleneksel olarak Chicago veya Minneapolis gibi şehirlerde bulunmaktaydı. Zaten değirmencilik endüstrisindeki şirketler, tahıl işleme yan ürünlerini elden çıkarmanın bir alternatifi olarak kullanmak için yem endüstrisinde yoğun şekilde yer almışlardı. İlk yemler, temel un yan ürünlerine besin maddeleri ilave edilerek yapıldı. Bununla birlikte, 1940’lı ve 1950’li yıllar, iz minerallerin belirlenmesi, sentetik vitaminlerin geliştirilmesi ve antibiyotiklerin eklenmesiyle birlikte formülasyonlar daha karmaşık hale geldi. Aynı zamanda, yem endüstrisi orijinal un değirmencilik şirketlerinin ötesine geçerken yüzlerce firma yem işine girmeye başladı. O yıllarda toplam sayı iki binden fazlaydı. Asli merkezlerden uzaklaşan küçük yem fabrikaları, yeni karmaşık diyet formülasyonlarını toplu karıştırma ile başarmış ve çiftliğe daha yakın konumlarda bulunmuşlardı. Bu geçiş, daha sonra 1950’lerin ortalarında ekstrüzyonla işlenmiş hayvan besinlerinin tanıtılması gibi uzmanlaşma olanakları bakımından önem taşıyordu.

1950’lerin sonunda gelişmeler ve uzmanlık, yem sanayiinde bir konsolidasyon eğilimini desteklemeyi sürdürdü. 1960’lara ve 1970’lere geçiş, çok büyük yem fabrikalarının inşasını içeriyordu. Yıllık 200-500 bin ton üretim kapasitesine sahip tesisler kuruldu. Büyük limanlara, hububat terminallerine ve nehirler ve demiryolu hatlarına taşınan bu fabrikalar, hammadde sevkiyatında ve nihai ürünün dağıtılmasında maliyetlerle sınırlıydı. Bununla birlikte, büyükbaş hayvan yemi ve diğer büyük çiftlikler, daha rekabetçi olmaya yönelik çabalarıyla kendi yem fabrikalarını kurmayı seçti.

Bu arada gübre, kimyasal böcek ilacı, antibiyotik ve hormon gibi tarım teknolojileri yaygınlaştı. Yem sanayiinin büyümesi, üretimde ölçek ekonomilerinden yararlanan çiftliklerin konsolide edilmesine yol açtı. Aynı zamanda, çiftlik sayısı azalırken kalan çiftliklerin büyüklüğü ve verimlilik arttı. Aslında, 1950’den 2000 yılına kadar ABD’deki çiftliklerin sayısı 5 milyondan 2.2 milyona düştü.
Konsodilasyon, ABD’de bugüne kadar sürmüş olan tek endüstriyel eğilim değil. Yem fabrikalarının otomasyonu 1975’te başladı ve o zamandan beri hayvan başına üretilen yem maliyetini en aza indirgemek ve verimli yem üretimini maksimize etmek için geliştirildi. İlk otomatik yem fabrikasından bu yana işlemenin yanı sıra teknolojisi ve yazılımı ile lojistik, öğütülmüş madde parçacık boyutu özellikleri, partikül ve karıştırma, pelet işleme, ekstrüzyon işlemi, pelet sonrası uygulamaları, süreç kontrolü, yem nakliye lojistiği ve birçok diğer imalat yönleri gelişti (Ferket and Stark, 2011).

Son 50 yılda teknoloji, belirli bir yem fabrikasının hedeflerine göre üretim yapılmasına izin verirken üretimin daha da otomatikleşmesi için teknoloji çeşitlendi. Ekipmanlardaki son teknolojik gelişmeler, 1990’larda sıvı aplikatörleri, operasyonların genel bilgisayarlı otomasyonunu, yem değirmeninde NIR sıralı besin analizini içermektedir.

AVRUPA YEM ENDÜSTRİSİ
Avrupa yem endüstrisi, ABD’de yaşananlardan çoğunu yansıtan bir şekilde ortaya çıktı. 17. yüzyılın başlarında, Avrupalı çiftçiler ürün verimlerini arttırmak için gübre, ürün rotasyonu ve örtü bitkisi teknolojilerini kullanıyorlardı. Kolonilerden gelen doğal gübre ve kemik tozu daha fazla tarımsal kullanıma uygundu. 19. yüzyılda tahıl işleme ve öğütme teknolojisi hızla ilerledi. İlk karma yemlerin İngilizler tarafından savaşlar sırasında atlar için taşınabilir besin maddesi olarak kullanıldığı düşünülüyor. Büyük bir bisküviye benzeyen bu yem yulaf, bezelye, çavdar, keten, buğday veya mısırdan elde edilen karışımdı. Prusya ordusu tarafından yapılan besin testlerine göre, bu ilk 1.53 kilogramlık at yemi, 5 kilogram yulaf yerine geçiyordu. Kariger, 1963). Valsli değirmen ise İsviçre’de 1830’da hizmete girdi ve sonraki yıllarda Avrupa’ya yayılmaya başlayarak gelişti. 1877 yılına gelindiğinde tahıl işleme ve tarım genelinde muazzam bir yenilik haline geldi. İngiltere’deki valsli değirmen sayısı, Ocak 1877’de bir taneyken aynı yılın aralık ayında ise 350’ye yükseldi (Farrer, 2005). 1800’lü yılların ortalarında dengeli protein ve nişasta eklenmesinin et, süt ve yumurta kalitesini artıracak bir potansiyele sahip olduğu ortaya konuldu. Tarımda 19. yüzyıla kadar süren gelişmeler, besin değerinin, hayvan performansını ve buradaki karlılık artırdığını gösterdi. Üreticiler ve beslenme uzmanları formülasyon üzerine test yapmaya başladılar ve ilk kez, performans açısından önceden belirlenmiş sonuçlar için besin tasarlamaya başladılar. Yağlı tohum ezme işlemi de, yem endüstrisine önemli bir katkıda bulunmuştu, ilk başlardan itibaren küspenin hayvan yeminde büyük bir unsur olduğu düşünüldü. Bununla birlikte, 19. yüzyılın sonlarında Avrupa’da çeşitli sektörlerin hızla sanayileşmesi, yem sanayiine yön veren çok sayıda diğer yan ürün geliştirmiştir (Dean, 1996). Hâlihazırdaki hammadde ve teçhizatla, yükselen yem endüstrisi zaten tahıl işlemek için yatırım yapan şirketlere açık bir kapı sağlamıştır.
20. yüzyılın başlarında yem inovasyonları hızlıydı. Uygun olmayan küspeler yerini doğrudan besleme için daha uygun yeme bıraktı. Peletleme, Avrupa’da olduğu gibi ABD’de olduğu kadar devrimci oldu ve hızla en popüler besleme şekli haline geldi.

Belçika, Fransa, Almanya, İtalya ve Hollanda’da 1959 yılında Avrupa Yem Sanayicileri Federasyonu’nu (FEFAC), Avrupa yem endüstrisi için bir çatı örgüt olarak kurdu. FEFAC, sanayi düzenlemesinin söz konusu olduğu Avrupa Birliği ülkeleri arasında sektörü birleştirmek ve iletişim ve işbirliği yapmak için kuruldu. Örgüt 1959’dan bu yana Avrupa yem endüstrisine başarıyla kılavuzluk etti, ancak 1996 en zorlu engeli ile karşılaştı (FEFAC, 2009). Avrupa Birliği’ndeki 1996 Deli Dana (BSE) krizi, hayvan yemine, memeli eti ve kemik tozu (MBM) dahil edilmesiyle bağlantılıydı. Deli Danalı et, insanlardaki Creutzfeldt-Jakob Hastalığı ile bağlantılıydı ve bu nedenle gıda zincirinde muazzam bir risk oluşturdu. Salgının ardından Avrupa Birliği, MBM kullanımını askıya aldı, 2001 yılında da hayvan yemlerinde MBM kullanımını tamamen yasaklandı. Bu düzenlemeler Avrupa’nın et, süt ve yumurta tedariğini sürdürmek için soya küspesi gibi ham madde ithalatına ağır bağımlılık yarattı. FEFAC ve endüstri, ilerlemeye devam ederek kendi kaynaklarına dayanmayı sağlamak için sürdürülebilirlik üzerine yoğunlaştı. 21. yüzyılın Avrupa yem sanayi, yem ve gıda güvenliği konusundaki girişimleriyle bilinir. 2001’deki MBM yasağı, yemdeki antibiyotik yasağı, hayvan atıklarında nitrat ile ilgili düzenleyici mevzuat ve genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) kullanımı ile uluslararası süreci belirliyorlardı.

Günümüzde Avrupa Birliği içindeki bireysel ülkeler küresel yem endüstrisinin zorlukları ve fırsatları hakkında uluslararası tartışmalara öncülük ediyor. Örneğin, Danimarka, antibiyotik gözetimi ve risk değerlendirmesi konusunda dünya lideri; Hollanda, hayvancılıktaki gaz emisyonlarının temizlenmesi için bir yöntem olarak ‘gaz arıtmanın öncülüğünü yapıyor. Diğer ülkeler artık önemli düzenleyici kararlarla karşı karşıya kaldıkça, Avrupa Birliği’nin düzenleme, tarımsal ticaret ve gıda güvenliği konusundaki deneyimi büyük ihtimalle endüstri modeli haline gelecektir.

BREZİLYA
Brezilya şu anda dünya yem üretiminde en büyük üçüncü tedarikçi olmasına rağmen, ticari yem üretimi ancak 1960’dan beri ülkede yaygın olarak görülmektedir. Brezilya yem endüstrisinin ortaya çıkışı, ABD ve Avrupa ile aynı modeli izledi. Buğday, mısır ve arpanın öğütülmesi ve işlenmesinde yer alan şirketler hayvansal yemlere ilk girenlerdi. İlk yem fabrikaları, 1940’lı yıllarda buğday kepeklerinden hayvan yemi üretmişlerdi.
Endüstriyel yemlerin ilk gerçek örneği, Cotia Tarım Kooperatifi’nden geldi. Bu kooparatif 1941’de, gelişen yumurta işinin taleplerini karşılamak için Sao Paulo’da bir yem fabrikası kurdu. İş büyüdükçe zamanla yeme talep arttı ve bu ihtiyaç, kooperatifin yem fabrikası tarafından karşılandı. Brezilya’nın büyük ölçüde başarılı entegre et üreticilerinden, özellikle piliç ve domuz üreticileri, yüksek yem seviyelerine ihtiyaç duydu. Piliç yeminin yüzde 99’u günümüzde Brezilya’nın domuz beslemesinin çoğunun olduğu gibi, aynı derecede olmasa da, üretim şirketleriyle entegre edilmiştir. Bu entegre üretim seviyesi, Brezilya’nın yem üretiminin yüzde 80’inin hayvan yeminin aynı şirket tarafından üretildiği anlamına geliyor.

Brezilyalı yem şirketlerinin birçoğu birbiriyle bağlantılıdır. Örneğin Mogiana/Guabi şirketi, 1974 yılında Purina’nın eski çalışanları tarafından kuruldu. 1980’lerin sonlarında, yem üretiminde Purina’nın ötesine geçen önemli bir premiks geliştirdiler. 1990’lı yıllarda Mogiana/Guabi yöneticileri Nutron’u kurmak için ayrıldılar. Daha sonra yöneticiler, Provimi tarafından yeni yem, premiks ve evcil hayvan mama şirketleri kurmak üzere birkaç yıl sonra Nutron’dan ayrıldı.

Brezilya, su ürünleri yemi ve evcil hayvan yemi üretiminde önemli bir büyüme kaydetti. Bugün, Brezilya hayvan maması pazarında dünyada ikinci büyük hacme sahiptir. Bu endüstri 1990’lardan önce neredeyse yoktu. 2000’li yıllarda gıda ürünlerinin fiyatlarında dramatik bir düşüş, orta sınıfın yaygınlaşması ve ithal ekstrüzyon teknolojisi sayesinde Brezilya’nın hayvan maması pazarında son 20 yılda 25 kat arttı.

Brezilya, diğer yem üreten ülkelere göre son 20 yılda ekipman ve zooteknik katkı maddelerinde daha hızlı ve istekli bir şekilde modern teknolojiyi kabul ederek etkileyici bir yem sanayisi kurdu. Ucuz mısır, soya fasulyesi ve diğer emtia ürünlerinde dünyanın önde gelen üreticilerinden biri olan Brezilya’nın bu rekabet avantajı ile geleceğin önde gelen yem üreticisi olacağı kesin.

ÇİN
Çin’deki yem sanayi, diğer bölgelere göre eşsiz bir oranda büyüdü ve konsolide oldu. 1930’da ilk modern un fabrikası Çin’de faaliyete geçerek hayvan üreticilerinin buğday kepeğine erişimine imkan tanıdı. Bununla birlikte, Çin’de 1949 yılına kadar modern yem fabrikası yoktu. (Hsu ve Lopez, 2000). Daha sonra yıllar siyasi kargaşa ve bodur ekonomik büyüme ile geçti ve merkezi hükümet tahıl üretimini sınırladı ve böylelikle tahıl çoğunlukla insan tüketimi için kullanıldı, yem sanayi veya hayvancılık üretimi için herhangi bir potansiyel sınırlandı.

1976’da Çin politikasındaki değişim, küresel ticarete daha fazla dahil olmaya ve dünyanın geri kalanından fikir ve teknoloji benimseme isteğine yol açtı. Bu noktadan yola çıkarak, karma yem ve öğütme endüstrisi, hayvansal üretimde sağlayabilecekleri faydalar için teşvik edildi. Daha güçlü bir yem endüstrisi, hem Çin’in ekonomik durumunu hem de halkının sağlığını artıracak hayvansal üretimi destekleyebilirdi. Bu noktaya kadar Çin’de hemen hemen hiç yem fabrikası yoktu. Ancak yem sanayi 1985 yılına kadar 14 bin fabrikaya ulaşacak kadar genişledi. Bu sayı, saatte bir tondan daha az üreten küçük yem fabrikalarını içermekteydi (Hsu ve Lopez, 2000). Bu yem fabrikaları, değişen hayvancılık üretim ihtiyaçlarına göre geliştirildi ve büyük hayvancılık sektörlerine sahip bölgelerde yoğunlaştı.

Çinli liderler, stratejik direktiflerle yem sektörünün başarısını 1976 yılından itibaren ülke için ön plana çıkardı. 1977’de Çin’in ilk yem araştırma enstitüsü kuruldu ve ertesi yıl Ticaret Bakanlığı, Fransa, Japonya ve Amerika’daki başarılı yem sanayi araştırmaları için bir ekip kurdu. 1984 yılında, 1984-2000 için belirlenen hedefleri ve stratejileri özetlemek için yem sanayi geliştirme planının bir taslağı yayınlandı (Hsu ve Lopez, 2000). Aynı yıl, yem sanayinin genişlemesini hızlandırmak amacıyla hükümet, yem maddeleri ve değirmen ekipmanı ithalat vergilerini kaldırdı, yeni yem fabrikalarına üç yıl vergi indirimi verdi ve fabrikaların kâra dayalı vergilerden muaf olmasına izin verdi (Dünya Bankası, 1993). Bu teşvikler etkili oldu ve yem sanayi bu süre içinde büyük ölçüde genişledi. Özel yem katkıları ve takviyeleri 1986 yılında ulusal bir konferansta tanıtıldı ve ilk 12 ürün 1987’de kullanım için onaylandı. 10 yıllık bir zaman zarfında, karma yemler aşamalı olarak çıktı ve sadece 1997’de 62.99 milyon ton üretilen (National Statistics China, 2014) bu yemler, sektörün ana odak noktası haline geldi.

Çin’deki ilk yem standartları 1993 yılında Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlandı ve 1996’da karma ve karışık yem, yem paketleme, depolama ve nakliye düzenlemeleri yapıldı. Bununla birlikte, bu düzenlemelerin tutarsız bir şekilde yorumlanması, 1998 yılında standardın altında yem testinin yaklaşık yüzde 10’unu oluşturmasına yol açtı.(Hsu ve Lopez, 2000). Yapıyı sağlamak için 1999 yılında Yem ve Yem Katkı Maddesi Tüzüğü yasalaştırıldı; ve bunlar, revize edilseler bile halen yürürlüktedir (Enting, 2010). Bununla birlikte, artan düzenlemelerle bile, yeni bin yıl, Çin için ciddi yem güvenliği engellerinin olduğu bir dönem oldu. 2007 hayvan mamalarının toplatılması, (azotta yüksek olan ve sahte ham protein içeriği vermek için kullanılan) melamin ve siyanürik asit, mamalarda kullanılan protein bileşenlerinde böbrek yetmezliğine neden olduğunda büyük bir sorun oluşturdu. Buğday unu, pirinç proteini ve mısır gluteni sattıklarını iddia eden Çinli şirketler, yüksek azot kimyasal bileşikler kullanarak buğday ununun protein içeriğini şişiriyorlardı. Güney Afrika, Avrupa Birliği ve ABD’de bu ürünler toplatıldı ve ABD Tarım Bakanlığı (USDA), Çin’den ithal edilen tüketime yönelik tüm sebze proteinlerinin incelenmesini zorunlu kıldı (IBISWorld, 2015). Buna rağmen, Çinli yetkililer konuyu kabul etmekte ağır hareket ettiler, ancak sonunda ABD Gıda ve İlaç Dairei FDA’in tesislerini teftiş etmesine izin verdiler. 2008 ve 2009 yıllarında protein aldatmacasını ortadan kaldırmaya ve ortaya çıkan krizin çözümüne odaklanıldı. 2010 yılında, hayvan yemi üretiminin kalitesini ve güvenliğini yakından yönetmek için Yem ve Yem Katkı Düzenlemesi’nin gözden geçirilmiş bir versiyonu yayınlandı. Diğer şartlar arasında, düzenlenen yönetmelik, bir yem tedarik izleme sistemi, yeni yemler için değerlendirme prosedürleri ve ithal yem ürünlerinin rafine edilmesi konularını belirliyordu (Enting, 2010).

Günümüzde Çin, kendine yeten bir ülke olma üzerine odaklanırken gıda ve yem güvenliğini izlemeye devam ediyor (Cai, 2014). Uzun bir açlık ve kıtlık geçmişi bulunan bir ülke olan Çin, kendi kendine yeten ve sürdürülebilir gıda güvenliği arayışında ve bu arayış da hububat üretimi ve yem endüstrisinden başlıyor. Çin’de tahıl üretimi 2013’te 601 milyon tona ulaştı ve yem endüstrisi, 2010’dan 2015’e kadar yıllık yüzde 15 büyümeyi görerek dünyanın en büyüğü oldu (IBISWorld, 2015). Bununla birlikte 1,3 milyar insan için gerekli et, süt ve yumurtayı sağlamak üzere halen ithalata bağımlılar ve dünyanın en büyük DDG (kurutulmuş damıtık tahıl) ve soya küspesi tüketicisi olmaya devam ediyorlar (Wan, 2014). Çin’in onaylanmamış herhangi bir tahıl türü için menşei test edilmemiş olan tüm DDG ithalatına ara vermesinin ardından artık bu ithalatlar ABD kökenli değil. Çinli yetkililer, bunun Batı’nın tahıl çeşitlerine ağır bağımlılığa izin vermeyerek ve bunun yerine kendi ürünlerini geliştirerek ‘Çin’in kendi tabağını iyi kontrol altına almaya’ doğru atılan bir adım olduğunu iddia ediyorlar. (Blaustein, 2014).

*Bu makale ilk olarak ‘Journal of Applied Animal Nutrition’ dergisinde yayınlanmıştır. Vol. 4; e3; s 1-11.

Bir önceki yazımız olan "Filistin’de Yem Sanayi ve Sanayinin İhtiyaçları" başlıklı makalemizde "filistin yem, kanatlı yem ve nasr atyani" hakkında bilgiler verilmektedir.

Kontrol edin

alfredo_escribano_nutrion

Rumen korumali yağlar ve sağmal ineklerde yeniden üretim

Dr. Alfredo J. Escribano  İş Geliştirme Müdürü Nutrion Internacional 1. VERİMLİLİĞİN VE KARLILIĞIN BAŞLANGICI ÜRETKENLİK …